Suha Özkan, Hon. F AIA, Milliyet Mimarlık 42.Sayı - 2024

Bundan on ay önce, bir mimarımız tarafından kazanılan ilk uluslararası mimarlık yarışması olan Islamabad Camisi bağlamında o açık yarışmayı 1966 yılında kazanan Vedat Dalokay’ı anmıştık. 1993 yılında yeni özgürlüğüne kavuşmuş Özbekistan’ın Semerkant kenti dönüşü için 1500 kayıt 860 proje arasında ABD’den katılan yurttaşlarımız Faruk Yorgancıoğlu ve Kaya Arıkoğlu’nu 5 eş ödülden birini alması dışında, onca yıl sonra içimizden biri 2018 de Melike Altınışık, Seul Büyükşehir Belediyesinin Çıkardığı Robot ve Yapay Zeka Müzesi iki aşamalı, her mimara açık, uluslararası yarışmayı kazandı. Çok değişik bir programla içinde deney ve üretim de yapılabilecek RAIM (Robot ve Artificial Intelligence Museum) 20 Ağustos’ta Belediye Başkanı Sayın Oh Se-hoon tarafından açılmış olacak. Tam da bizdeki yapay zekâ söylemlerinin çok yaygınlaşıp yoğunlaştığı bir zamanda.

Bu yarışma ile mimarinin en üst düzeyinde ve çağcıl açıdan çok çekici bir konu üzerine yarışmak Altınışık için zor bir yolculuktu. Ama zorlanmadı. Benim Jüri Başkanı olduğum ve çok beğenilen İstanbul Çamlıca İletişim Kulesi projesi ve uygulamaları hız kazanmıştı. Ne yaratıcılığını sınırlaması ne de teknolojiden çekinmesi gerekiyordu. Britanya Mimarlar Birliğinin (RIBA) Dünyadaki 100 Kadın Mimar seçkisinde yer alan Altınışık otuzlu yaşlarının sonlarında tasarladığı iki başyapıtı yaratması olağanüstü bir başarıdır. Hele bizim neslin idolü Louis I. Kahn’ın ellili yaşlarında ilk ciddi yapılarını, öteki idolümüz Koca Sinan’ın Selimiye Camisi’ni seksenli yaşlarında tasarladığını düşünürsek. Önünde nice başarıya imzalar atacağı uzun yıllar var. Var olsun.

2018 de başlayıp 2019 da sonuçlanan, tüm Dünya mimarlarına açık iki aşamalı yarışmaya ilgi bütüyüktü 177 grup ilgi gösterdi. Sonunda 47 öneri sunuldu. Bu öneriler arasından beş proje ikinci aşamaya kaldı. Bu seçilmiş beş grup projelerini Jüriye Seul’ de sundular.

MAA’nın Birinci seçildiği İkinci tur değerlendirmesinde Bangkok’tan Ground Architects İkinci, Roma’dan kültür, sanat ve eğitim yapıları ile ünlenmiş TA RI Architects Üçüncü, Khapha Dördüncü ve Zangin Soo Architects Beşinci oldular. Değerlendirmeyi yapan jüri Kore’nin ve Seul Büyükşehir Belediyesi’nin uzman mimarları ve plancılarıydı.

Oysa bulduğum kaynaklarda hiç sözünü etmediği “inci tanesi” ile RAIM ’in ana imgesi çok benzerlik gösteriyor. Altınışık, soyut bir tanımlama ile küresel formun, yönlenmemiş ve akıcı olduğunu ve o nedenle herhangi bir katı geometrik biçimi seçmediğini belirtiyor. Elbette öyledir. Doğu okyanus kültürlerinde incinin yeri çok farklı, derin ve değerlidir. İnci, öncelikle mucizevi bir doğal oluşum, kusursuz bir doğal biçimdir. Bu formun yapay olarak tasarım yoluyla elde ederken Melike yapı bileşenlerinin ifade edilmesi yolunda, kabuğu yer yer tamamlamamış, esin kaynağı olan Platonik form (Küre) ile “kul yapısı” diyalogunu sürdürmüştür.

Özellikle Zaha Hadid’in kaybından sonra bürosunun eski ellerde yaratıcılıktan yoksun, “sağ olsaydı böyle yapardı” varsayımı ile yineleyici ve yer yer can sıkıntısı yaratan projelerini gördükçe üzülüyoruz. Hadid’le 2006 – 2013 yılları arasında çalışmış olan Altınışık onun çizgisinde her türlü özentiden arınmış bir biçimde üretmektedir. Son elli yılın Frank Gehry, Zaha Hadid gibi kendilerine özgü bir tasarım ve dışavurum dili yaratmış mimarlara öykünmek yersiz bir çabadan öteye gitmiyor. Hadid’in kendi bürosu bir tür biçim akrobasisi ile tasarlarken Altınışık Hadid’in temel eğitimi olan matematiğin verdiği soyutluk ve duruluk içinde bir bakıma Hadid’in mirasını sürdürmüyor, çok ileri götürüyor.

 

MELIKE ALTINISIK

The evolution of cities reflects a continuous cycle of change and transformation, epitomized by their distinctive silhouettes. These silhouettes symbolize the thresholds of development and adaptation that cities undergo over time. As societal needs shift, so do the services and structures of the urban landscape. This transition often manifests the thresholds in both horizontal and vertical expansion, altering the skyline and architectural identity.

When we examine Le Corbusier's sketches of Istanbul from 1911, the silhouette of the historic peninsula of Istanbul, its relationship with the sea, its topography, and its urban architecture compatible with the topography have been ingrained in our minds.

AFA CULTURAL CENTER

Earthquakes do not kill. But actually unconsciousness, ignorance, unsystematic urbanization and uncontrolled construction that have spread to the whole society in layers causes such an extensive destruction.

Earthquakes are the heartbeat of the world. They are important signs of the world's survival. A world without an earthquake is dead, and it is not possible to talk about humanity or any other living life. Thanks to scientific and technological developments. Instead of opposing nature, humanity enables to exist in spite of natural disasters.

SIEMENS KARTAL
KFAS HEADQUARTERS & CONVENTION CENTER
MELIH ALTINISIK

MAA ensembles 2023 with AI collaboration.

Here is the Poem for ‘Ensemble in Architecture’ with MAA, chatGPT and the Midjourney generation!

Mamdouh Barakat

OBEZ KENT SENDROMU

Bugün pandemi aracılığı ile insan hayatını kurtarmak için küresel olarak bir araya geldik ve hep birlikte tüm dünya ekonomisini  durdurduk. Bu büyük bir kriz. Sadece pandeminin getirdiği bir sağlık krizi olarak adlandırılamaz.  Bu bir sistem krizi. Bu bugünün tüm sistemlerin obezliğinin yarattığı bir kriz.

Aşağıdan yukarıya yükselen bir anlayış ile tüm insanlığa bir sağlık gözlüğü takıldı. Endüstriyel devrim ile birlikte kapitalizmin bizlere giydirdiği tüm kimliklerden, üretim-tüketim katmanlarından sıyrılarak  özümüze dönüp baktık. Doğanın, soluduğumuz havanın önemini hatırladık. Kısa sürede güçlü bir bağ kurduğumuz bu sağlık gözlüğü ile ailelerimizi, sosyal çevremizi, toplumları, ülkeleri ve dünyayı hijyen, doğa, çevre, iklim gibi yeni duyarlılıklar üzerinden algılamaya ve sınıflandırmaya başladık. Buda tabi ki özünde toplumsal insan davranışlarını kökünden değiştirmekte.

Pandemi belki 3 ay belki 3 yılda geçecek. Belki de her yıl evrimleşerek başka bir yüzünü insanlığa göstererek gelecek rutinimizin bir parçası olacak. Pandemi tamamen geçse bile içimize aşılanan korku kalıcı. Tercihlerimizin ve değer yargılarımızın önem sıralaması değişti bile. Hep birlikte insan faktörü üzerinden küresel bir yeni farkındalık filizlendirdik.

Bu yeni farkındalık aslen biz tasarımcılar için yenı sosyal sıstem ihtiyacının bir habercisi. Bugün pandeminin doğurduğu bir sağlık kuralı üzerinden önümüze servis edilen 1.5m sosyal mesafe kuralı bile aslen dönüşümün basite indirgenmiş şekilci bir habercisi.  

Amerikalı Antropolog Edward T.Hall ‘ın 1963 yılında geliştirdiği Proxemics Teorisi ile insan yoğunluğunun fazla olduğu kalabalık ortamlarda insan davranışlarının, sosyal etkileşimlerinin ve iletişimlerinin üzerinden insanın mekanı nasıl kullandığını tarifleyen kodlar tanımlıyor. Proxemics kodlarını bugün yürüdüğümüz sokaklarda, kamusal alanlarda, insan kalabalıklarının olduğu nerede ise her yerde kentlerimizi şekillendiren bir katman olarak okuyabiliyoruz.

Yeni sosyal sistemin yeni proxemics kodlara ihtiyacı var. Çünkü yenı insan davranışları için tasarım yapmak her şeyden ve her zamankinden daha önemli olacak. Bu bağlamda bu yuvarlak masanın çevresinde sadece mimarlar olarak oturarak bunu başaramayız. Bunları tanımlarken sosyolog, antropolog ve filozoflara da ihtiyacımız olacak.

Endüstri devrimi bize sunduğu hareketlilik olanakları ile Yaşam ve Çalışma Alanımız birbirinden ayırdı. İçinde yaşadığımız yaşam alanları, sokaklar ve kentler bu hareketlilik sistemleri ve olanakları üzerinden gelişti. Bugünün obez kent sendromu oluştu. Obezitenin ana sebebi aslen oradaki insanlar değil, hareketlilik yoğunluğunun aşırılığı.

Kentlerde değişim için ya her 3 insandan 1 inin kent yaşamından vazgeçmesini beklememiz gerekecek yada yoğunluğu azaltmak için teknolojininde desteği ile sosyolojik ve ekonomik yeni çözümler üreteceğiz. Çözüm bugünden yarına olmayacak elbette. Farz edin canlı bir çiçek yapmak istiyorsunuz. Bu çiçeği hücre üstüne hücre koyarak yapamazsınız. Bir tohum ekersiniz ve o zamanla, aşama aşama büyür. Yeni çiçek demek ise yeni tohum tasarlamanız demektir.

Obez kentlerimizdeki yoğunluğu azaltacak ve sosyal sürdürebilirliği sağlayacak, topluma doğayı ve ihtiyaç duyduğu kamusal alanları geri verebilecek yeni sosyal sistem tasarımları geliştirilmesi gerekmekte. Bu bağlamda sosyal teknolojik değişim kapıyı çalmakta.

Bugün Pandemi ile, Endüstri devriminin birbirinden ayırdığı bu Yaşam ve Çalışma alanı birçok meslek grubu için artık teknolojinin yardımı ile tekrar birbirine kavuşmakta. Haraketlilik farklılaşmakta. Hem dijital hem de fiziksel koşullarda yeni uzak algısı gelişmekte. Dijital haraketlilik Globale seslenirken, fiziksel haraketlilikte yerelin, mahallenin ve esnafın önemi hatırlanmakta.

Obez Kentleri  fiziksel hareketliliği minimize eden ve sosyal teknolojik değişimin etkilerini içinde barındıran yeni sosyal sistemler ile dönüştüreceğiz. Bunu yaparken bireysel değil kolektif olunması bir mutlak. Makro çözümler yerine  mikro-komuniteler ve mikro-ekonomiler yaratabilen, hijyen, doğa, çevre, iklim gibi yeni duyarlılıkları merkezinde toplayan, esnek dağınık ağ sistemi tasarımlarına ihtiyacımız var.

Artık herhangi bir eylemin ticari olarak ne kazandıracağı değil bu eylemin gerçek hayattan doğadan neyi alıp götüreceği sorulacak. Bu insanlara, mekanlara, sokaklara, kentlere, ülkelere ve dünyaya yansıyacak.  Sevgili köşe yazarı Verda Özer’in de dediği gibi ‘’ Bana ne kadar karbon saldığını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.’’

 

Melike Altınışık, Mayıs 2020

Ayça Yontarım